Yeşilçam Hatırası

“Bir dönemin, özellikle 50’li, 60’lı yılların sinemasına damgasını vurmuş unutulmaz filmlerin, unutulmaz oyuncularının büyülü dünyasına gireceksiniz birazdan. Gong sesini duyduğunuzda, ışıklar sönecek, bütün zamanların en dev kadrolu siyah-beyaz belgeselini izlemeye başlayacaksınız. Yeşilçam Hatırası: Unutulmayan Yüzler, unutulmaz filmler...

27 Kasım 2009 Cuma

Erkan Yücel - Yanıp tutuşanlardan nice aydınlık doğar


Erkan Yücel’e, Yılmaz Güney’e ve ışıklarıyla yolumu aydınlatanlara..

Yansın pervane yansın, kardeşlerim uyansın,/
Pervane ışık arar, arar tutkudan yanar/
Yanıp tutuşanlardan nice aydınlık doğar/
yansın pervane yansın, kardeşlerim uyansın/
Güçlükleri aşmalı, güneşe ulaşmalı/
Yansın şu yürek yansın, yakana kavuşmalı,/
Yansın pervane yansın, kardeşlerim uyansın.


Bazı insanlar tarih yazmaya, tarih yapmaya gelirler dünyaya. Yaşam biçimleriyle, yaptıkları işlerle, söyledikleri sözlerle, duruşlarıyla örnek olurlar. Dünyayı güzelleştirir, tarihin akışını değiştirirler. Erkan Yücel de, tıpkı Nazım Hikmet gibi, Aziz Nesin gibi, Yılmaz Güney gibi tarih yazan büyük sanatçılardandı. Fakat bu ülke ne yazık ki sanatçısını, aydınını sevmiyordu Erkan Yücel’in yaşadığı yıllarda. Sanatçısına düşünmeyi, düşündüğünü açıklamayı, mutlu olmayı, güzellikler içinde yaşamayı çok görüyor, dahası yasaklıyordu. Erkan Yücel de duruşundan dolayı dışlanmaktan, baskılardan, acılardan payına düşeni bolca aldı. Oyunları, filmleri yasaklandı. Hiçbir koşul altında teslim olmadı, yılgınlığa düşmedi.


Başka bir dünya mümkündü onun için; ideallerine, inandığı, düşlediği daha güzel bir dünya için mücadeleye adadı hayatını. Tiyatroya, sinemaya adadı, hep daha iyisini yapabilmek için çabaladı. Çoğu zaman iki oyun arasını cezaevlerinde, nezarethanelerde geçirdi. Onat Kutlar’ın yazdığı gibi, “umutla direndi olumsuzluklara. Işıyarak, çevresini ışıtarak. Bu anlamda, onun yaşam çizgisi, tutarlı bir grafik oluşturur. Işırken sürekli kendinden verdi ve bir gün yok oldu.” (1)
“Erkan Yücel, sanatı dünyayı değiştirmek, toplumu aydınlatmak, bu yolla iyiye ve güzele ulaşmak için yapan sanatçılardandı. İnançlarını hiç yitirmedi, yeteneklerini, sanat anlayışı ile birlikte bu inançlara katık yaptı. Sahnede güldü güldürdü. Boynunu ancak kendisini alkışlayan halkını selamlamak için eğen örnek sanatçılardandı.” (2)

Tam yirmi yıl geçti ölümünün üzerinden. Erkan Yücel’i tanıyanlar onun gülen yüzünü, ışıl ışıl parlayan gözlerini, yaşama sevincisini, coşkusunu, her koşul altında hayatın güçlüklerine mizahla direnme gücünü ve çevresine yaymaya çalıştığı umutlarını, inançlarını asla unutamadı. Bütün unutturma çabalarına, yok saymalara, yasaklamalara, sansürlere karşın ışığıyla her zaman yolumuzu aydınlatmayı sürdürdü.
Dev-Genç’lileri dev gibi gençler sandığım günleri ve çocuk dünyamla bile algılayabildiğim 12 Mart’ın o karanlık günlerini geride bıraktığımız yıllarda tanımıştım Erkan Yücel’i. Ne yazık ki yaşımın yetmemesinden Ankara Sanat Tiyatrosu’nun ve AST’daki Erkan Yücel’in o efsane günlerine tam olarak yetişememiştim. AST’tan ayrılmış Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu’nu kurmuştu. İstanbul’a turneye geldiklerinde bütün oyunlarını izliyordum. Müthiş bir sahne cazibesi vardı. Sahnede devleşen, göründüğü anda müthiş bir etki yaratan, izleyenleri büyüleyen Erkan Yücel’i hiç unutamadım.

Ölümünün yirminci yılında, efsane oyuncunun bölük pörçük ve farklı kişilerde yaşayan anılarını, tanıklıkları, dostlarına, yol arkadaşlarına topluca sunmayı, derli toplu, kalıcı bir belge bırakmayı, genç kuşaklara da “Işıyarak Yok Olan Aktör, Erkan Yücel: Şimdi Geçti Buradan” başlığıyla tanıtmayı hedeflediğim ve iki yılı aşan bir sürede gerçekleştirebildiğim belgeselde yüz on yedi kişiyle görüştüm, anıları, tanıklıkları kaydettim. İlk gençliğimde hayranlıkla izlediğim, tiyatrosuna gidip kısa bir süre kursiyer olduğum, sinemada da tiyatroda da canlandırdığı tiplemeleri, karakterleri unutamadığım Erkan Yücel’le ilgili onlarca anı dinledim. “Müthişti...” diye başlıyordu neredeyse bütün cümleler. “Sahnede onu izlemeye doyamazdık. Kıskanırdık, çok kıskanırdık” diye sürüyordu. Çoğu zaman gülerek konuştuğumuz, kimi zaman ağlamaklı olduğumuz, göz yaşlarımızı tutumadığımız anılardan gerçekten olağanüstü bir Erkan Yücel fotoğrafı çıkıyordu karşımıza.
Hamurunda doğuştan oyunculuk mayası olan Erkan Yücel, dana çocuk yaşlarda yaşadığı ortamlarda oyunlarını sürdürürken bir yandan da dış dünyadaki gerçek tiyatroyu, sahneyi, orada sahnelenen oyunları, oyuncuları merak etmekte, onları tanımak istemektedir. Gazetecilerin tiyatrolara bedava girdiğini, oyunları bedava izlediklerini öğrenmiştir bir yerlerden. Bu naif çocukluk hali ve küçük yanlış anlama sonucu, gündüz satamadığı iade gazeteleri koltuğunun altına sıkıştırdığı gibi Küçük Sahne’nin yolunu tutar. Biletli izleyicilerle birlikte kuyruğa girer. İçeri girme sırası kendisine geldiğinde, kapıdaki görevlinin bilet sormasına şaşıran Erkan Yücel kendinden emin, "ben gazeteciyim ağabey" der görevliye, kolunun altındaki gazeteleri göstererek. Bu kez şaşırma sırası kapıdaki görevlilerdedir. Durumu anlamaları uzun sürmez. Bu küçük yanlış anlamaya gülen görevliler, tiyatro sevdalısı gencin hevesini kırmazlar ve balkonun arkasından oyunu izlemesine izin verirler.
Erkan Yücel, kendi çabası ve yeteneğiyle çok genç yaşta tiyatronun ustaları arasında yerini alır. Kısacık hayatına çok şey sığdırmıştır. Çağdaş Nasrettin Hoca Erkan Yücel, sınırlarla tanımlanamayacak bir dünya sanatçısıdır fakat dünya çapında tanınmasını sağlayacak işler yapması hep engellenmiştir. San Remo Film Festivali’nde ve Antalya Film Festivali’nde aldığı “En iyi erkek oyuncu” ödülü görmezden gelinir, haberlere konu olmaz. Yönetmenler filmlerinde oynatmak isterken yapımcılar politik görüşlerinden dolayı oynamasını istemezler. Erden Kıral “Ayna” filminde Erkan Yücel’i oynatmak ister fakat yurt dışında çekilen filme yasaklı olduğu ve pasaport alamadığı için gidemez. Ali Özgentürk “At” filminde Erkan Yücel’i oynatmak ister, o da çeşitli nedenlerle gerçekleşemez.

Kendisiyle ilgili büyük hayalleri vardır. Dünya çapında işler yapmaktan, sinemada ve tiyatroda büyük işlere imza atmaktan söz eder son günlerinde çevresindekilere. Kaza geçirdiği son filmine gitmeden önce hem eşi Şükran Yücel’e hem de Doğu Perinçek’e hayatının rolünü oynayacağını, filmdeki “Uçurtmacı Ali” rolünün, yıllardır beklediği rol olduğunu ve birgün mutlaka Oscar’ı alacağını söyler. Çok coşkuludur.
Yine film çekimine gitmeden önce yapılan son röportajında “Nedense oynadığım her filmin başına birşeyler geldiğinden izleme olanağı olmuyor. Endişe filmi yasaklandı, Yorgun Savaşçı adlı TV filmi yakıldı, bakalım çekimine başlanacak ‘Kanlı Düğün’ün başına neler gelecek” demişti. (3)
Lorca’nın “Kanlı Düğün”ünden uyarlanan “Sevda” adlı filmin çekimleri için gittiği Kuşadası’nda, geçirdikleri trafik kazasında hayatını kaybeder Erkan Yücel. Ölüm tarihi 9 Eylül olarak geçer kayıtlara. Kanlı Eylül bir başka yüüzünü daha göstermiştir bizlere o gün.
Aradan yirmi yıl geçti. Cumhuriyet tarihinin en fazla ve en hızlı insan kirlenmesinin yaşandığı bir yirmi yıl. Çok şey değişti... Erkan Yücel’lerin dünyasına özgü sevgi, dostluk ve paylaşım gibi erdemler yokedilmeye çalışıldı. Yeni kültürler ve yeni bir insan tipi oluşturuldu. Kıskanç, hırslı, bencil, faydacı ve konformist olan, sistemle barışık bu yeni insan tipi ‘Onurlu aydın ve sanatçı portresi için örnek olabilecek’ Erkan Yücel’i elbette unutuşa terk etmek isteyecektir.

Belgesel görüşmelerinde Ali Özgentürk şöyle demişti: “Erkan Yücel Türkiye’nin güzelliklerinden biri. Erkan’ı hatırlayan birisi Erkan’la ilgili bir dokümanter yazıyor ve bu gerçekleşiyor. Bu hoş bir şey. Hani diyorlar ya Türkiye hafızasızdır şudur budur aslında değildir. Biri çıkar, bir sürpriz yapar. Türkiye sürprizleri bol ülkelerden biri. Türkiye’nin sürprizlerinden biri de belki Erkan’dı. Erkan gibi bir aktörün çıkması... O günlerin Türkiye’sinde yapmak istediği tiyatro...”
İnsan, yaşadığımız bu günlerde nasıl da ihtiyaç duyuyor Erkan Yücel’e, Yılmaz Güney’e, Aziz Nesin’e, Uğur Mumcu’ya....
Erkan Yücel’in umutları yaşıyor ve ışığıyla bugün de yolumuzu aydınlatıyor. “Şimdi bizlere düşen, en azından bu ışıklı anıyı, unutuşa terketmemektir.” (4)


(1) Onat Kutlar. Işıyarak Yok Olan Aktör. Milliyet Sanat Dergisi, Ekim 1985
(2) Uğur Mumcu. Gözlem, 13 Eylül 1958, Cumhuriyet.
(3) Handan Şenköken. 10 Eylül 1985, Cumhuriyet
(4) Onat Kutlar. a.g.y.

1 yorum:


  1. Sayın Mesut Kara

    İnternette Erkan hakkında bilgi ararken sizin ve Kusadası belediye başkanının web sitesini buldum. Sizin ve belediyenin Erkanla ilgili çalışmaları beni çok memnun etti. Sanata ve topluma hizmet edenler unutulmamalı
    Selamlar

    Sayın Belediye Başkanı Özer Kayalı,

    İnternetten Erkan Yücel sahnesini açtığınızı öğrendim.
    Erkan benim 1966 dan beri arkadaşımdı. Onların sahne çalışmalarının fotoğrafını çekecek para ve foto elemanı olmadığı için ben çekerdim. Ayak Bacak Fabrikası, Abdülcanbaz, Ana, Linç, Eskici Dükkânı, Şeyh Bedrettin, gibi. Hatta bir iki eserde figüran rolü aldım.

    Türkiye’nin sanatta en aydınlık zamanları idi. Büyük fedakârlıklarla halkın sorunlarını, konularını işleyerek halka gidilmeye çalışılıyordu. Uyanma hareketi etkili olmaya başlayınca askeri juntalar ve faşist baskılar, faili meçhul öldürmeler başladı. Bende üniversite hocaları derneği başkanı olarak bu Askeri cuntalar tarafından beş defa tutuklandım hapse girdim.

    Askeri juntalar nerede ise her düşüneni, demokrasi ve sosyalizme inananı suçlu görüyordu. Beni de Üniversiteden attılar. Bir aile şirketine ve yayınevine tercümanlık yaparak geçindim. Yapılan işlemler kanunsuz ve keyfi olduğu için. Ecevit’in seçiminden sonra geri almak zorunda kaldılar.

    Biz her şeyi göze almıştık. Atatürkün ilk beş kadın öğretmeninden biri olan annem çok üzülmüştü. Tiyatroyu çok severdi bizi çocuk iken Şekspirin Hamlet, Kral Lear, ve Çehov un Kuğu eserlerini görmüş ve beğenmiştik. Eğitimde tiyatro ve yazılı eserlerin çok önemi vardır, insan ve toplumu dar görüşlü bir açının ötesinde tanımanın başka bir yolu yoktur. Sosyal konulu yazarlara ve tiyatroculara yaptığımız baskı ve haksızlık sonucu bugün gençler ve çocuklar internet cafe lerde, porno ve yoz komplo teorilerine teslim edilmiştir.

    Kırk beş senelik hocayım üç kıtada çalıştım. Söylenecek yazılacak çok şey var. Bunların yanında bir de fotoğraf sanatçısıyım. Üç kıtada sergi açtım ödül kazandım. Evren juntasından beri yurt dışında çalıştığım için gençler beni tanımaz. Ediz Hun kısa film festivalinden de ödül aldım. Bu yaz bir dül dül minibüsüm var onunla Akdeniz den başlayıp Ege, Marmara ve İstanbul’a gideceğim. Yolda ülkemin sorunlarını çekeceğim. Yanıma da foto koleksiyonumu alıp her gittiğim yerde sergi açacağım. Sizin şehre gelince Erkan Yücel Sahnesinde ona yakışan bir sergi açmayı düşünüyorum. “Anadolu’nun Anaları” ve “Caz ve Chicago Siyahları” üzerine birkaç hazır sergim var. Eğer ilgilenmez iseniz. Orada bir kahvede açarım biz 68 ler öyle kolay pes etmeyiz. Yeter ki peşimizde bizi takip eden Azrail’e teslim olmayalım.


    Çalışmalarınızda başarı sağlık ve esenlik dilerim.

    Prof. Kamil PINARCI PhDq. MSc.

    Not. Türkiye de ODTÜ de ile Çevre Mühendisliğini kuran dört hocadan birisiyim. Bilgilerimiz eskimiş olsa bile o konularda da belediyenize yardımcı olabilirim. İlk deniz kirlenmesi ve önlemi üzerine çalışmayı İskenderun’da ben yaptım.

    YanıtlaSil

İzleyiciler